İnceleme: Blossom Tales: The Sleeping King

İnceleme: Blossom Tales: The Sleeping King


Breath of the Wild’ın başarısından ve yapımcıların açıklamalarından sonra çoğumuz Zelda serisinin bundan sonra gideceği yolu merak ediyoruz. Switch’in donanımı ve BotW ile gelen başarıdan sonra belki de uzun bir süre 2D Zelda oyunu göremeyeceğiz, görsek de Minish Cap veya A Link Between Worlds ayarında olmak yerine Four Swords ya da Triforce Heroes gibi oyunlar olacak. Hal böyleyken birilerinin bayrağı devralması lazım. Söz konusu 2D olunca da akla ilk indie yapımcılar geliyor tabii. Aslına bakarsanız şimdiye kadar bu formülün başarılı olarak kopyalanmaması da bir hayli ilginç. Evet, aradan sıyrılan birkaç deneme var ancak hiçbiri kaynağının kalitesinin yanına bile yaklaşamıyor. Formülü bir de Blossom Tales denemiş ve ortaya gerçekten güzel bir iş çıkmış.

Oyunun hikayesi bir dedenin canı sıkılan torunlarına anlattığı bir masal. Lily (ayrıca torunlardan birinin adı) ninesiyle köyünde mutlu mesut yaşamaktadır. Şövalyeliğe merakı olan Lily, orduya yazılır ve kral tarafından şövalyeliğe kabul edilir. İlk görevinde sarayın zindanını farelerden temizlerken büyücünün kralı saf dışı bırakma planlarını öğrenir. Gideyim de krala haber vereyim diye koşar ancak taht odasına vardığında iş işten geçmiştir, büyücü kralı sonsuz bir uykuya yatırır ve krallığı ele geçirme planlarına başlar. Kralımızı uyandırmamız bir iksir yapmak gerektiğini öğrenen Lily, bu iksirin malzemelerini almak için üç zindana uğramak zorundadır.

Bütün hikaye ve yeni eşya bulduğunuzda gelen açıklamalar dede aracılığıyla size aktarılıyor. Siz oyunu oynarken yer yer dede devreye girip hikayeyi devam ettiriyor. Kimi zaman dede anlatırken torunlar araya girip “şöyle oldu değil mi dede?” diye soruyorlar, bazen de aralarında fikir ayrılıkları oluyor. Örneğin bir zindana giderken yolunuzu haydutlar kesiyor. Torunlardan biri haydutların lideri için “Korsanlar kraliçesiydi” derken diğeri “hayır Ninja’ydı” diye tutturmaya başlıyor. Burada devreye siz girip hangi torunun dediğini kabul edeceğinizi seçiyorsunuz ve hikayedeki bu ufak tefek noktalar buna göre şekilleniyor.

Eşya sistemi, eşyaların işleyişi ve genel mekanikler Zelda ile tamamen aynı. Canınız kalplerle gösteriliyor, zindan bitirdiğinizde veya dört çeyrek kalbi bulduğunuzda +1 can daha kazanıyorsunuz. Ot kesme, kürekle yerleri kazma ve duvarlardaki çatlakları bombayla havaya uçurma da unutulmamış tabii ki. Eşyaların kullanım limiti de canımızın altındaki yeşil bar ile sınırlandırılmış. Kılıcımızın yanına aynı anda iki eşya alabiliyoruz, bunları değiştirmek içinse menüye girmek yeterli.

Gitmeniz gereken yerler haritada işaretleniyor, ancak buralara gitmenin birden fazla yolu var. Lineer olmaması oyunu öne çıkaran noktalardan biri. Ayrıca doğrudan sıradaki görevinize gitmek yerine haritada dolaşsanız iyi edersiniz çünkü etrafta keşfedilmeyi bekleyen yan görevler var. Yan görevlerin en güzel tarafı, görevlere başlamak için size görevi verecek kişiyle konuşmaya gerek olmaması (posta dağıtma gibi görevler hariç tabii). Diyelim ki biri sizden 20 mantar istiyor. İstekle karşılaşmadan önce mantar bulabiliyorsunuz ve aldığınız an yukarıda sayaç gösteriliyor.

Gelelim zindanlara. Oyun bulmacalardan çok aksiyon ağırlıklı bir tempoyu tercih ediyor, o nedenle üzerinde kafa yoracağınız zindanlar beklemeyin. Bulmacaların büyük bir kısmı aksiyon temelli desek daha doğru olur belki de. Bu demek değil ki oyun aşırı kolay, eğer eliniz alışmamışsa bazı odalardaki aksiyona hemen ayak uyduramayabilirsiniz, özellikle de oyunun ilk kısımlarında.  Zindan uzunluğu da oldukça tatmin edici. Oyunun genel uzunluğu da 2D Zeldalara yakın diyebiliriz, ancak onlardan birazcık daha kısa.

Peki oyunun hiç mi eksik yanı yok? Var tabii ki. Olan formülü sadece kopyalamakla kalmayıp geliştirebilirlerdi, mesela yanımızda taşıdığımız iki eşyayı değiştirmek için menüye girip çıkmak yerine boşta kalan tuşlara birer eşya atayabilirdik veya iki eşyada ısrar ediliyorsa bunlarla rotasyonu sağlayabilirdik. Haritanın parçaları olan kare blokların arasında geçiş yaparken loading/autosave beklemek böyle bir zamanda bu oyunda olmamalıydı. Karakterin yürüme hızı da bana biraz yavaş geldi.

Ufak tefek eksiklikleri olsa da Blossom Tales hepimizin sevdiği oynanışı alıp ortaya güzel bir iş çıkarmış. Umarız satış açısından da başarıyı yakalar ve bir seri olmayı başarır. Devamı gelir mi bilinmez ama 2D Zelda açlığınızı kesinlikle giderebilecek, her Switch sahibinin alınacaklar listesinde mutlaka olması gereken bir oyun.

8.5/10

Yapımcı: Castle Pixel

Yayıncı: FDG Entertainment

Fiyat: £13.49/$14.99/€14.99

İnceleme kopyası için FDG Entertainment’a teşekkürler.