Nintendo, seni uzaktan sevmek...

Nintendo, seni uzaktan sevmek...


Nintendo’yla çocukluk döneminde, Nintendo olduğunu bilmeden, “ateri”yle başlayan münasebetimiz 2013'te Nintendo 3DS ile güncel nesli yakalamamla en sıkı fıkı sürece girdi. Mario, Pokémon, Zelda gibi en genci 20 yıllık karakterlerle ve oyunlarla tekrar buluşmanın heyecanıyla arada kaçırdığım nesillerin konsollarına da merak sardım; ikinci elin, bit pazarının kurdu oldum. İnişli çıkışlı geçen 3 yılın ardından şu an elimdeki her şeyi satıp güncel Nintendo konsollarından (3DS, Wii U, NX) vazgeçme eşiğindeyim. O noktadan bu noktaya nasıl geldim, bunu anlatacağım biraz.

Nintendo, ülkemizde dünyada olduğu kadar tanınmıyor. LoL’cü yeni nesil zaten bilmiyor, bilenler de “Wii vardı hani kumandayı sallayıp tenis oynuyordun, o mu?” olarak biliyor. Bunun en büyük sebebi Balkanlar ve Türkiye’den sorumlu distribütor Nortec’in 2012'de iflas etmiş olması. Dolayısıyla iflasa giden süreç ve sonrasında, yani 4–5 senedir ülkemizde D&R, Teknosa gibi satış noktalarında Nintendo konsol ve oyunlarını bulmak imkansız. Nortec Türkiye ofisi elinde kalan stoğu müzayedeler vasıtasıyla dağıtıp zararını minimize ederken; bu batış sayesinde perakende fiyatı 700 lirayı bulan yüzlerce sıfır Nintendo 3DS el konsolu, 200 TL fiyata Gittigidiyor gibi sitelerden satıldı.

Bu başarısızlık Nintendo için alışılmadık bir şey değil aslında. Japonya ve Kuzey Amerika’da çok popüler olan Nintendo, dünyanın geri kalan bölgelerinde vasat bir tablo sergiliyor ve çoğu ülkede konsol üreticileri sıralamasında Sony ve Microsoft’un ardından üçüncü (ve sonuncu) sırada yer alıyor. Bana göre bu sıkıntının sebebi Nintendo’nun bir türlü global bir şirket olamaması. Nintendo aslında faaliyet gösterdiği farklı bölgelerde Nintendo of AmericaNintendo of EuropeNintendo of Japan gibi ayrı ayrı şirketler tarafından temsil ediliyor (Bunlara yazının devamında sırasıyla NOA, NOE ve NOJ diyeceğim). Bunda aslında sıkıntı yok, mesela Sony de Birleşik Devletler’de Sony Computer Enterntainment America (SCEA), Avrupa’da ise SCEE isimli ayrı şirketlerle operasyonlarını sürdürüyor. Sıkıntının başladığı nokta bu yazıyı yazdığım hafta içinde 127 yaşını dolduran Nintendo’nun ana Japonya ofisinin gelenekçi, katı, sadece Japon mantalitesi ve Japon müşterilerin profiline yönelik tutumunun diğer Nintendo ofislerinin video oyun piyasasının günümüzdeki dinamikleri ve Batılı müşterilerin talepleri çerçevesindeki yaklaşımlarıyla sürekli çatışma içinde olması. Buradan suç NOJ’un veya NOA’nındır sonucu çıkarılmasın, suç bir bütün halinde çalışamayan, Nintendo markası altında çıkarılan ürünlerin dünyanın her yerinde herkes tarafından aynı şartlarda tecrübe edilmesini sağlayamayan tüm Nintendo ofislerinin. Nintendo’nun bir türlü bir türlü bir standarda oturmayan afaki uygulamalarını birkaç örnekle açıklayayım.

Nintendo Famicom (sağda) ve Nintendo Enterntainment System (NES). Aslında ikisi de aynı cihaz.

Nintendo, 1983 yılında Family Computer (Famicom) adını verdiği cihazıyla ev konsolu piyasasına giriş yaptı. Aynı cihaz 2 yıl sonra Amerika’da satışa sunulduğunda ise ne adı, ne tipi ne de kartuşları (kasetleri) aynı kalmıştı. 1983'te Amerika’daki video oyun piyasasının çökmesi sonrasında NOA, NES’i o dönemde her evde bulunan video kaset oynatıcılara benzeterek Famicom’un yumuşak hatlı ve canlı renkli “oyun” aleti imajından kurtulmaya çalışmıştı. İlginçtir ki Famicom, NES’e evrilirken içindeki donanım aynı kalmasına karşın ciddileşmenin yanında hem konsol hem kartuş boyutları olarak iki katına çıkmıştı. Famicom ve NES aynı şirket tarafından piyasaya sürülmüş aynı konsollar olmalarına rağmen farklılıklarından ötürü birbirlerinin oyunlarını çalıştıramıyorlardı.

Çirkin ve gri NES kartuşları vs. rengarenk Famicom kartuşları

1991'de Japonya’da satışa çıkan Super Famicom, bu sefer 9 ay sonra Super NES adıyla batı topraklarına ulaştı. Famicom’un renkliliği Super Famicom’da sadece kutuda kalmış, o da Amerikan kardeşi gibi grileşmişti. Yine kasa değişmişti, yine kartuşlar değişmişti, yine bir ülkede satılan oyun başka ülkedeki konsolda çalışmıyordu. SFC oyun kutuları harika tasarımlarıyla nam salmışken (kitabını yaptılar sonradan), SNES oyun kutuları her oyunda aynı şablonu kullanan kötü bir tasarıma sahipti. Fakat bu nesilde daha absürd bir şeyler vardı: Amerika’da satılan Super NES’in tasarımı ve kartuşları dünyanın geri kalanından tamamen farklıyken, Avrupa’da satılan Super NES’in tasarımı ve kartuşları Japonya’daki orijinal Super Famicom’la aynıydı. İkisi de “batıda” olmasına, benzer pazarlara hitap etmesine rağmen NOA başka telden, NOE başka telden çalıyordu.

Super Famicom ve Nintendo’yla özdeşleşen 4 renkli tuşlar (sağda) vs. Super NES ve ucube tasarımı

 The Legend of Zelda: A Link to the Past oyununun dört farklı kopyası. Tepede Avrupa versiyon, aşağıda en solda Japon versiyon, yanında Amerikan, en sağda Kanada versiyonu. Gördüğünüz gibi Japon ve Avrupa versiyonlar aynı kartuş biçimine sahipken, Amerika ve Kanada (Kuzey Amerika) yine farklı. Japon ve Amerikan versiyonların kutu tasarımındaki farka da dikkat.

 

 

 

 

 

 

SNES’in ardından 1996'da Nintendo 64 çıktığında artık pazarda dişli bir rakip daha vardı: Sony PlayStation. Bu rekabet Nintendo’nun kendini biraz toparlamasını sağladı. Nintendo 64 ve sonrasında çıkan konsollar tüm dünyada aynı temel tasarıma sahipti. Fakat bu sefer de işin içine renkler ve desenler girmeye başlamıştı. Nintendo’nun o günlerde başlayan ve günümüzde yüzlerce farklı 3DS modeliyle doruk noktasına ulaşan politikasında, belirli renk ve desenler belirli ülkelerde satışa sunulmakta, diğer ülkelerdeki kullanıcılar avucunu yalamak zorunda bırakılmaktaydı. Örneğin bugün Avrupalılar kolaylıkla siyah New 3DS satın alabilirken, Amerikalılar kısıtlı stok sebebiyle siyahı bırak beyazı bile zar zor bulabilmekteler. 1985'ten günümüze kadar inatla terk edilmeyen bölge kilidi (region lock) sistemi sebebiyle de diğer bölgelerden tasarımını beğendiğiniz konsolları getirtmek mümkün değil, çünkü şu an bile Amerika’da satılan oyunlar Avrupa ve Japon konsollarında oynanmıyor.

NOA/NOE/NOJ politikalarındaki farklılıklar sadece konsollarla da sınırlı kalmıyor. Japonya’da çıkan oyunların büyük bir kısmı batıda hiç çıkmıyor bile. Bazı oyunlar Amerika’ya getirilirken, Avrupa’ya gelmiyor. Gelse bile Amerika’da çıkan oyun Avrupa’da 3 ay sonra çıkıyor (Fire Emblem Fates) veya tam tersi, Avrupa’da çıkan oyun Amerika’da 4 ay sonra çıkıyor (Yoshi’s Wooly World). İki bölgede de çıksa bile birinde kutulu kitapçıklı, diğerinde sadece dijital download olarak satışa sunuluyor. Oyunda online multiplayer özelliği varsa, Japonlar kendi aralarında, Amerikalılar kendi aralarında, Avrupalılar kendi aralarında oynayabiliyor sadece. Amerika’da adı Rhythm Heaven olan oyun Avrupa’da Rhythm Paradise oluyor. Star Fox / Starwing örneğinde olduğu gibi telif sıkıntıları veya pazarlama tercihleri nedeniyle gerçekleşiyor bazen bu isim değişimleri. Ama Contra / Probotector (?!), Mario & Luigi : Paper Jam / Mario & Luigi: Paper Jam Bros. gibi sebebi kimselerce çözülemeyen keyfi değişiklikler çoğunlukta. Var olmasına rağmen istediğimiz renk konsolu alamıyorduk, istediğimiz oyunu da oynayamıyoruz.

Nintendo, oyunlarında pek indirim yapmamasıyla ünlü bir şirket. Misal Kasım ayında çıkacak yeni Pokémon oyunları Pokémon Sun ve Pokémon Moon’un fiyatı 40 dolar. Peki 2011'de çıkmış Super Mario 3D Land? O da 40 dolar. Peki Amerika’da 40 dolar olan oyun, Euro/Dolar paritesinden hareketle Almanya’da 40x0.8908 = 35,63 Euro diyebilir miyiz? Hayır, 40 Euro. Peki İngiltere’de 40x0.7711 = 30.85 Sterlin desek? Hayır, 40 Sterlin. Peki internette bir haber gördünüz, almak istediğiniz bir oyun eShop’ta indirime girmiş. Heveslenmeyin, o indirim sadece Amerikan eShop’ta geçerli. Avrupa eShop’ta tam %10 indirimle 5 Euro’dan 4.50'a düşmüş dandik indie oyunları bulabilirsiniz. Steam’de her yaz/her kış %80-%90 indirimlere alışmış, hem PC hem PS4 oyunlarında kendi ülkesine özel yerel fiyatlandırmadan oyununu alan insan için ızdırap gibi uygulamalar. Oyunlarını dijital alanlar için hiçbir teşvik edici faktör yok, aksine Amazon, Playasia gibi üçüncü parti satıcıların her dönem öyle veya böyle aktif olan indirimleri sayesinde neredeyse daima bir oyunu kutulu almak, dijital almaktan daha ucuza geliyor.

Çok istediğimiz konsolu, oyunu alamıyoruz; çok istemediğimize razı olsak fahiş fiyattan almak durumunda kalıyoruz. Peki aldığımız oyunlar nasıl? Maalesef iyi değil. Nintendo, rakipleri Sony ve Microsoft’un kendi konsollarıPlayStation ve Xbox ile piyasaya girmesinden sonra teknolojik açıdan hep onların gerisinde kaldı. Grafik kapasitesi, depolama kapasitesi, online bağlantı/multiplayer kapasitesi hep diğer konsollardan kötü oldu. Wii’de hareketle kontrol, 3DS’te gözlüksüz 3D ekran, Wii U’da tablet şeklinde kontrolcü gibi gavurların “gimmick” dediği monoton oynayış tarzına yenilikler katacak ilginç ama faydasız özellikler peşinde koştu. Wii’de bu yöntem tuttu, diğerlerinde pek tutmadı. Bunun sonucunda Activision, Ubisoft, EA, 2K, Blizzard gibi büyük üçüncü parti oyun geliştiricileri ya GameCube sonrası Nintendo’ya hiç uğramadılar, ya da 1–2 vasat oyun sonrasında sistemi kaderine terk ettiler. Nintendo kendi karakterleriyle, kendi geliştirdiği oyunlarla, Mario’larla Zelda’larla Pokémon’larla Donkey Kong’larlaKirby’lerle konsollarını yürütmeye çalıştı ve bugüne kadar hayatta kalabildi. 2017'nin Mart ayında piyasaya çıkacağı duyurulan NX kod adlı yeni nesil Nintendo konsolunda bu durumun ciddi manada değişeceğine dair bir işaret henüz yok.

Peki biz bu tablonun neresindeyiz? Nortec battığından beri Avrupa (PAL) veya Amerikan (NTSC-U) bölge fark etmeksizin Nintendo konsol ve oyunlarını yurtdışından getirtmek zorundayız zaten. Yunanistan ve diğer Balkan ülkeleri 1 Ekim 2016'dan itibaren yeni distribütörlerine kavuşuyorlar, Türkiye için ses seda yok. $40 = €40 adaletsizliğinden ve Avrupa’nın genel olarak Amerika’ya göre daha az oyun ve indirim almasından sıkılan bazılarımız Amazon veya yurtdışına giden tanıdıklar vasıtasıyla NTSC-U konsollara geçti. Her aldığımız oyunda döviz kuru dalgalanmasından yediğimiz kazıklar, fahiş kargo ücretleri, 9–30 gün arası kargo beklemelerle karşılaşıyoruz. 127 yaşında bir şirket olan ve Shigeru Miyamoto ve rahmetli Satoru Iwata gibi yazılım/tasarım kökenli birkaç kişi dışında kurumsal moruklarca yönetilen Nintendo’nun kullanıcılarına kulak vermeye, günümüz teknoloji ve trendlerini yakalamaya, Mario ve Pokémon seven kitleyle yetinmek yerine Overwatch seven, GTA seven, FIFA seven kitleyi de kazanmaya çalışmaya hiç niyeti yok gibi. Büyük bir sürpriz olmazsa NX’te de aynı tas aynı hamam devam edecek. Nintendo yine kemik kitlesine sırtını yaslayıp 30 yıllık karakterlerinin nostalji soslu ekmeğini yiyip para basmaya devam edecek.

“Ne yaparsak yapalım yine para basıyoruz babuş!”

Hal böyleyken, Türkiye’de aktif bir Nintendo kullanıcısı olmak hem maddi hem manevi açıdan külfetli olmaya başladı. Nintendo, sürekli isteyip hiç vermiyor. Önümüzdeki en geç 1 ay içinde yapılması planlanan ve hype seviyesi her gün yükselen NX lansmanında yukarıda değindiğim sıkıntılarda ciddi derecede düzelme olmazsa Nintendo’dan umudumu kesiyorum artık. Zaten bir süredir uzun mesafe ilişkisi yürütüyoruz, bundan sonra uzaktan severiz Nintendo’yu…

1 yıl
Cumhur Özeken
Yazıyı buraya taşıdım, böyle de güzel oldu (:
3 kişi beğendi