İnceleme : The Count Lucanor

İnceleme : The Count Lucanor


Baroque Decay Games tarafından geliştirilip Merge Games tarafından yayımlanan The Count Lucanor,​​​​​​ 19 Ekim 2017'de Nintendo Switch eShop'ta çıkışa özel 13.49 Dolar / Euro'dan satışa çıktı. The Count Lucanor, oyunun ana karakteri olan ve 10. yaş gününü kutlamakta olan Hans’ı tanımamızla başlıyor. Hans küçük bir kasabada annesiyle yaşayan bir çocuk, babası ise yıllar önce savaşa gitmek için evden ayrılmış ve bir daha dönmemiş. Hans 10. yaş gününü bir maceraya atılarak kutlamak istiyor. Ne de olsa 10 yaşını doldurdu, maceraya atılıp hayallerindeki hazineyi bulmasının vakti geldi. Annesi ilk başta Hans’ın bu maceraya atılmasına karşıyken sonradan onu bu fikrinden vazgeçiremeyeceğini farkediyor ve yolculuğunda Hans’a çok yardımı dokunacak yolluğu Hans’in eline sıkıştırıştırıveriyor. Ve Hans değişik karakterlerle karşılaşacağı ve pek çok bulmacalar çözeceği macerasına başlıyor.

Evet, ben de bu noktaya kadar Hans karakterinin Pokemon serisindeki ana karakter ile ne kadar ortak özelliğinin olduğunun farkındayım. İkisi de 10 yaşında maceraya atılıyor, ikisinin de babası yok. Fakat bu sizi bu oyunun Pokemon ile bir bağlantısı olacağını düşündürmesin, the Count Lucanor bir Macera (adventure) oyunu.

Pek çok yer keşfedip değişik karakterlerle karşılaşan Hans, yorucu bir günün sonunda sızıyor. Uyandığında ise karşılaştığı dünya karşısında şok oluyor. Herşey tersine dönüyor ve sanki dünya tüm karanlık yanlarını birden açık ediyor. Bu karanlık ve tehlikeli dünyada Hans tek dostu olan mumu eline alıp bu sırrı çözmeye koyuluyor. Görünüşe göre macera Hans’ın beklediğinden daha çabuk başladı.

Bu karanlıkta Hans mavi bir yaratık (kobold) görüyor ve bu yaratığı görür görmez onu takip etmesi gerektiğini biliyor. Mavi yaratık Hans’ı ormanın içinde gizli olan bir kaleye yönlendiriyor ve Hans’ın hayallerini kurduğu hazineyi nasıl kazanabileceğini anlatıyor:

Mavi yaratığın ismini tahmin etmek!

İlk başta kulağa imkansız gibi gelen bir görev bu. Fakat kaleye girdiğimizde herşey değişiyor. Kalede yeşil, mavi ve sarı anahtarları kullanarak erişebildiğimizin odaların her birinde bizi bekleyen bir test veya bulmaca var, bu testlerde başarılı olursak da bu odalarda gizli olan sandıklarda Mavi Kobold’un isminin harflerinden bir tanesi var. Bu odalara girmek için kullanacağınız anahtarları ise oyun içindeki karakterlerler etkileşime geçerek, kalede ve dünyada bulduğumuz eşyaları kullanarak ve ya para ile alıyoruz. 

Paradan bahsetmişken bir noktaya değinmezsem olmaz. Bu oyun şimdiye kadar ilk kez karşılaştığım bir kaydetme - checkpoint mekanizması kullanıyor. Eğer bir noktada oyunu kaydetmek istiyorsanız kalenin bahçesindeki çeşmeye gidip bir adet para atıyorsunuz ve oyun kaydediliyor. Bu da oyuncunun üzerinde doğal olarak bir baskı oluşturuyor çünkü para bu oyunda kolay elde edilebilen bir kaynak değil ve sınırlı. Bu sebeple, özellikle başlarda oyunu kaydetmek çok zor bir karar oluyor. Hatta kritik bir anda oyunu kaydetmek yerine 1 adet parayı elimde tutmayı tercih ettiğim için 1:30 saatlik ilerlememi kaybettim ve bu kısmı tekrar oynamam gerekti.

Yapımcıları bu oyunu Legend of Zelda ve Silent Hill’in bir karışımı olarak tanımlamışlar. Oyundaki karanlığa geçişin sadece ışık oyunundan ibaret olmaması, aynı zamanda daha önce tanıştığımız karakterlerin ve mekanların da bu karanlığın bir parçası olması bu 8/16-Bitlik - Korku - Macera oyununun başarılı bir atmosfer oluşturmasına imkan veriyor. Macera peşinde koşan Hans’ın imrendiği ve kendine rol model aldığı Link gibi bir silahı yok ama. Elindeki en güçlü eşya ise mumlar.bu karanlık dünyanın küçücük kısmını aydınlatan mumların önemide birazdan döneceğiz. Peki neden Hans’ın bir silahı yok? Oyun  içinde karşılaştığımız dost canlısı bir hazine avcısı bize durumu şöyle açıklıyor:

“Bir hazine avcısı ne bir savaşçı, ne de bir askerdir. Bir hazine avcısı her zaman dikkatlidir, riskleri en aza indirerek en büyük kazancı sağlamaya çalışır (Girişimcilik 101, Kısım 2).”

Bu demek oluyor ki karakterimiz Hans bir tehlikeyle karşı karşıya geldiğinde kahramanlık yapmayacak, kaynaklarını ve çevreyi iyi kullanıp bu tehlikelerden kurtulacak, gerekirse canı pahasına koşarak tehlikeden uzaklaşacak. Koşmak demişken, maalesef Hans koşamıyor da. Sadece hafif tempoda sağlıklı bir yürüyüş yapıyor. Yanı karşınızda sizin iki katı büyüklüğünüzdeki canavar var iken tek yapabildiğiniz sakince ve yavaşça uzaklaşmak.

Oyunda belirli bir vakit geldiğinde kalenin koridorlarında volta atan gardiyanlar beliriyor. Bu gardiyanlar sizin kapılara ve bazı itemlere ulaşmanızı engelliyorlar, hatta bazı kısımlarda bulmacaların bir parçası olarak ta kullanılmışlar. Silahınız olmadığı için Hans’ın ve sizin iyiliğiniz için yapmanız gereken şey bu gardiyanlardan uzak durmak, bu kapsamda masa altları, perdelerin arkaları sizin dostunuz. Bu ana kadar önemini merak ettiğiniz mumlar ise gardiyanlara karşı tek silahınız, silah derken mecazi anlamda tabi ki. Zifiri karanlık olan kalede köşeyi döndüğünüzde karşınıza ne çıkacağını bilemiyorsunuz, şu ana kadar sizin en iyi dostunuz olan mumlar ise elinizde sınırlı bir alanı aydınlattığı için yeterli olmuyor artık. Artık elinizdeki mumları mantıklı bir şekilde kalenin dört bir yanına yerleştiriyorsunuz ve ruh emici gardiyanların size sürpriz atak yapmasını engelliyorsunuz. Ayrıca kalenin birbirine benzeyen koridorlarında ve kapılarında kendinize hatırlatıcı olarak ta kullanabilirsiniz bu mumları.

Bazılarınızın kafasında şu andan şu fikrin oluştuğunu duyar gibiyim:

“Koşamadığımız, silah kullanamadığımız piksel piksel bir macera oyunu… Bu muydu?”

Evet buydu arkadaşlar, ama sakın bu özelliklerin bu oyunu kötürüm ettiğini düşünmeyin. (Koşabilmek fena olmazdı gerçi, ama neyse.) 8 - bit müzikler, kaliteli ambiyans sesleri (gardiyanlar insanı korkutuyor), birbirini tekrar etmeyen bulmacalar ve oyunun sonundaki 5 alternatif son sizi bu oyuna bağlamaya yetecektir. Evet evet, bu arada oyunun 5 adet alternatif sonu var. Bu sonlar oyun içerisinde verdiğimiz kararlara ve aksiyonlarımıza göre şekilleniyor. Yani sizin anlayacağınız bu oyunu bir kere bitirdikten sonra tekrar oynamak için nedeniniz de var.

Oyunla alakalı belirtmek istediğim bir durum ise performans ile ilgili. Görsel olarak bu kadar sade bir oyunda performans sorunu görmek beni korkuttu ve üzdü açıkçası. Fakat bu sorunu sadece 1-2 bölge ile sınırlı olduğunu söyleyebilirim. Karanlık tarafa ilk geçtiğimiz bölgede ve kalede ateşlerle ilgili bir bulmaca bulunduran bir odada ciddi kasılmalar oldu (20 fps’ye kadar). Fakat bu durumun sadece bu iki bölgeye özel olması benim tecrübemi çok etkilemedi, açıkcası yakın zamanda yazılımcıların bu duruma el atıp bir güncelleme ile bu durumu düzelteceklerini düşünüyorum.

The Count Lucanor 5 adet alternatif sonuyla ve çeşitli bulmacalarıyla Macera (Adventure) oyunlarını sevenleri memnun edecek olan, fakat herkese öneremeyeceğim bir oyun. 19  Ekim 2017’de Nintendo Switch eShop’ta $13,49 dolara satışta olan The Count Lucanor tüm macera oyunu severleri bekliyor. 

Artılar

  • Bulmacalar tekrar etmiyor ve bulmacalar düğmeye basmaktan ibaret değil.
  • Başarılı ambiyans (ses - ışık - görsel dizayn) çok etkileyici.
  • 5 farklı son ile tekrar oynanabilirlik sunuyor. 

Eksiler

  • Bulmacalar tekrar etmese de, daha derin bulmacalar beklemiştim
  • Seyrek olsa da performans sorunları fark ediliyor.
  • Koşamamak karakterim üzerinde hep sınırlı bir kontrolüm varmış hissiyatı yaratıyor.

 

Puan: 7/10

* İnceleme kopyası için Merge Games'e teşekkürler.​